BU FIKRAYI 30 YAŞ ALTI OKUMASIN
Güneş, Anadolu’nun tozlu yollarında batarken, 19 yaşındaki Zeynep’in kalbi göğsünde deli gibi atıyordu. Köyün en yoksul evinden çıkıp, Ağalık konakına gelin gidiyordu. Babası, borçları kapamak amacıyla razı olmuştu bu evliliğe. Zeynep ise… Ah, o amacıyladeki fırtınayı kimseye söyleyemiyordu. Ağayı bir kez uzaktan görmüştü: 40’larında, heybetli, kalın kaşlı bir adam. Ama gözleri… O gözler, Zeynep’i delip geçmişti, bir sıcaklık bırakmıştı teninde.Konak’ın ahşap kapısı gıcırdayarak açıldı. Hizmetçiler Zeynep’i içeri aldı, kırmızı ipek gelinliği sırtından sıyırıp, sıcak su dolu bakır leğene oturttular. “Ağa efendi seni bekliyor, güzelce yıkan,” dedi ihtiyar dadı, sesi fısıltılı. Zeynep suya daldı, sabun köpükleri göğüslerini sararken, aynadaki yansımasına baktı. İnce beli, dolgun k-alçaları… “Neden heyecanlanıyorum ki?” diye mırıldandı kendi kendine. Ama biliyor muydu? Gece, o heybetli adamın elleri tenine değecekti.
Kapı vuruldu. Hizmetçi, “Hazır mısın kızım?” dedi. Zeynep ayağa kalktı, ince bir peştamalle sarındı. Koridorda yürürken, mum ışıkları duvarlarda dans ediyordu. Ağanın odasına yaklaştıkça, kalp atışları kulaklarında zonkluyordu. Kapı Aralıktı; içeriden derin bir erkek sesi: “Gir, gelinim.”
Zeynep içeri ismim attı. Oda, tütsü ve deri kokuyordu. Ağa, geniş yatağın kenarında oturuyordu, üstü çıplak, kaslı bedeni ateş başında parlıyordu. Gözleri Zeynep’in peştamalından süzülen kıvrımlara kaydı. “Güzel… Çok güzel olmuşsun,” dedi kalın sesiyle, ayağa kalkıp yaklaştı. Zeynep’in nefesi kesildi; adamın eli, nazikçe çenesini kaldırdı. Parmakları sıcak, sert… Dudakları yaklaştı, ama öpmedi hemen. Sadece nefesini hissettirdi, boynuna doğru inen bir sıcaklık. devamı snraki syfada…

