BU FIKRAYI 30 YAŞ ALTI OKUMASIN

“Korkma, gelinim,” diye fısıldadı Ağa, sesi yumUşak bir meltem gibi. Eli, peştamalı usulca araladı; kumaş sessiz sedasız yere kaydı. Zeynep’in teni, mum ışığında nefes bir ay gibi parladı. Adamın bakışları, saygıyla dolaştı bedeninde – omuzlarından beline, oradan narin bacaklarına. Zeynep titredi hafifçe, ama bu titreme korkudan değil, amacıyladeki saklı bir merak ateşinden doğuyordu. Eli, istem dışı uzandı ve Ağanın göğsüne değdi; sert kıllar parmaklarında bir sır gibiydi.Ağa gülümsedi, gözlerinde senesinin bilgeliği. “Sana vakit vereceğim,” dedi, onu yatağa doğru nazikçe çekerek. “Her şey yavaş yavaş açılacak önümüzde.” Gece, fısıltılarla ve yumUşak dokunuşlarla ilerledi; iki ruh, eski bir masal gibi iç içe geçti. Odadan sızan sesler, köyün unutulmuş şarkılarını andırıyordu: Hafif iç çekişler, tenlerin huzurlu buluşması, Ağanın derin nefesları… Zeynep, o ilk tedirginliği geride bırakmış, bir ırmak gibi akmıştı. Ağa, onu bir bahçe çiçeği gibi kucaklamış, amacıyladeki tomurcuğu nazikçe uyandırmıştı. Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülürken, Zeynep yatağın ortasında yatıyordu; bedeni huzurla dinlenmiş, yüzünde tatlı bir gülümseme. “Bu evlilik… Bir bahar gibi,” diye düşündü. Ama asıl merak: Bu sakin başlangıç, yarın konnağın bahçesindeki gül serasında yeni bir sır mı fısıldayacaktı?

 

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.