Yıllarca süren kısırlık mücadelesinden
Notu elimde tutarken dizlerimin bağı çözüldü. Serkan’ın nefes alışverişi, evdeki tek normal şeydi. “Üç yıl önce ne oldu?” sorusu kafamda yankılandı. O yıl, kısırlık tedavilerimin son denemesini geçirmiştim. Aylarca iğneler, hastane koridorları, umutla umutsuzluk arasında gidip gelmiştim. Doktorum “Bu son deneme,” demişti. Olmuştu… sanıyordum. Kocamı aradım. Açmadı. Eve geldiğinde notu uzattım. Okurken yüzü gerildi ama şaşırmadı. “Geçmişi deşme,” dedi. “Yoruldun.” Beni susturmak için yıllardır kullandığı kelimeydi. O gece uyuyamadım. Sabaha karşı Serkan’ın dosyalarını çıkardım. Doğum belgeleri kusursuz görünüyordu ama eksikler vardı: embriyo transferi tarihleri, imzalar… bazı sayfalar fotokopiydi. Ertesi gün hastaneye gittim. Hemşire ekrana baktı, kaşlarını çattı: “Bu dosya… birleştirilmiş.” “Ne demek?” “İlk kayıtlar sizin adınıza değil.” Kalbim kulaklarımda atıyordu. “Kimin adına?” “Elif Aydın.” Dünya başıma yıkıldı. Elif üç yıl önce doğum yapmıştı. Bebek, saatler sonra başka bir dosyaya aktarılmıştı. Benim dosyama. Eve döndüğümde kocam sakindi. Fazla sakindi. “Biliyorum,” dedim. “Elif Serkan’ın annesi.” Maskesi düştü. “Çocuk sahipsiz kalacaktı,” dedi. “Elif psikolojik olarak çökmüştü. Biz sadece—” “Sadece çaldınız,” dedim. “Beni kullandın.” O an Elif’in neden gittiğini anladım. Gitmemişti; kaçmıştı. Not bir veda değil, uyarıydı. Telefonum titredi. Bilinmeyen numaradan tek cümle geldi: “Serkan benim. Ve onu geri alacağım.” Ellerim Serkan’a uzandı. Yıllarca süren tedaviler bana anne olma şansı vermişti; ama şimdi, aile, hukuk ve güvenlik sınırlarında başka bir mücadele başlıyordu. Bu süreçte öğrendiğim tek şey şuydu: Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Ve bir anne, çocuğu için sonuna kadar ayakta kalır.
