yaşlı adam tabuta yaklaştı
Cenaze bölümünde derin bir sessizlik hâkimdi. Yaşça büyük olan adam, bastonunu toprağa saplamış, gözleri dolu dolu tabuta bakıyordu. Emily’nin ufak vücudunun o soğuk tabutun içersinde yattığına inanamıyordu. Fakat içersinde bir his kıpır kıpırdı. Bir şeyler… evet… bir şeyler yerli yerinde değildi.
İnsan yas tutarken bile içgüdülerine kulak vermekten kaçamaz. James Wilson da öyle yaptı. Sessizce tabuta yaklaştı. Gözleri bir noktaya kilitlendi. Ve işte o an… hayal mi gerçek mi bilemediği bir çığlık duydu. Zayıf, boğuk bir ses sanki tabutun içersinden gelmişti. Bütün damarları buz keserken geri çekildi. Ama yalnızca bir an. Sonrasında o tanıdık kararlılıkla yine eğildi tabutun üstüne.
Geçmişi film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Emily ile geçirdikleri günler, o sevimli gülüşü, kurtardıkları o zavallı yavru köpekle olan bağları… Her biri birer ipucu gibiydi. James’in zihni, duygularından sıyrılıp bir dedektifin titizliğiyle detaylara odaklandı. Herkes vedaya gelir iken o, gerçeğin izini sürmeye karar vermişti.

