Berat, kızının minik bedenini göğsüne bastırırken, kalbinin sıkışması geçmiyordu. O cümle, “Yapma, istemiyorum,” bir bıçak gibi dönüp duruyordu zihninde. Bir kâbus mu, yoksa daha derin, anlatılamayan bir yara mı? Ceylan’ın suskunluğu, Berat’ın içindeki korkuyu büyütüyordu. O gece, kızı kucağında uykuya dalana kadar bekledi, ama kendi gözüne uyku girmedi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, evin sessizliğini bozan tek şey, Berat’ın zihninde yankılanan o cümleydi.

Ertesi gün, Ceylan her zamanki gibi kahvaltı masasında sessizdi. Çatalıyla tabağındaki yumurtayı itip duruyor, gözleri yere sabitlenmişti. Berat, neşeli bir ses tonu takınarak, “Hadi, prensesim, bugün parka gidelim mi?” dedi. Ceylan başını hafifçe kaldırdı, ama gülümsemedi. Sadece, “Olur,” diye fısıldadı. Berat’ın içindeki huzursuzluk bir gölge gibi büyüyordu. Kızının gözlerindeki o uzak bakış, bir babanın taşıyamayacağı kadar ağır bir sır saklıyor gibiydi.

Günler geçti, ama Ceylan’ın uykusundaki fısıltılar bitmedi. Her gece aynı sözler, aynı huzursuzluk. Berat, bir akşam işten döndüğünde, Ceylan’ın öğretmeninden gelen bir not buldu. “Ceylan bugün okulda çok durgundu, arkadaşlarıyla oynamadı, bir şey mi sormak istersiniz?” yazıyordu. Berat, o notu okurken ellerinin titrediğini hissetti. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu, ama ne? Kızının o minik dünyasında neler oluyordu Bir gece, yine aynı fısıltılarla uyandı. Bu kez kararlıydı. Ceylan’ı nazikçe uyandırdı ve ona, “Canım, ne oluyor? Rüyanda ne görüyorsun? Bana anlat, lütfen,” dedi. Sesinde bir baba olmanın çaresizliği vardı. Ceylan, gözlerini kaçırarak, “Hiçbir şey, baba,” dedi. Ama sesi titriyordu. Berat, kızının elini avucuna aldı ve usulca, “Sana söz veriyorum, ne olursa olsun yanındayım,” dedi. O an, Ceylan’ın gözlerinde bir damla yaş parladı. Sanki bir sır, o minik kalbin derinliklerinde kilitli kalmıştı ve anahtarı bulmak Berat’a düşüyordu.

Berat, o gece sabaha kadar düşündü. Kızının bu suskunluğu, bu kâbusları, bir şeylerin habercisiydi. Artık beklemek yoktu; bir şeyler yapmalıydı. Belki bir uzmana danışmalı, belki Ceylan’ın okulundaki öğretmenlerle daha fazla konuşmalıydı. Ama ne yaparsa yapsın, kızının o minik yüreğindeki yükü hafifletmek için her şeyi göze almıştı. Çünkü Ceylan, onun her şeyiydi; bir babanın dünyası, o küçük kızın gülüşüne bağlıydı.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.