Kadının bakışları, mezarın üzerinde duran küçük, ıslanmış bir kâğıda takıldı. Titreyen elleriyle notu açtığında, sanki yıllar öncesinden gelen tanıdık bir ses kalbine dokundu. Bu, kocasının ona bıraktığı bir mesajdı… Kâğıttaki kelimeler sadece yazı değildi; onların arasında bir ömrün hatırası, yarım kalmış cümlelerin sıcaklığı, sevginin hiç sönmeyen izleri vardı. Notta “Yalnız değilsin” anlamına gelen birkaç cümle, kadının içini tarifsiz bir güçle doldurdu. Bir an durdu, nefesi kesildi. Sanki kocası hâlâ yanındaymış gibi bir his çöktü üzerine. Birlikte kurdukları hayaller, yarım kalan sohbetler, gülüşler… Hepsi o kâğıdın içinde yeniden canlanmıştı. Mezar taşının başında dururken, aklına boş kalan yastıkları, sessiz geceleri ve karnındaki bebeği düşündü. Kocasının ruhu sanki ona sesleniyor, “Korkma, devam et” diyordu. İçindeki karanlığın içine bir ışık sızdı; kaybettiği sevginin başka bir biçimde, başka bir yerden ona eşlik ettiğini hissetti. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzülürken, elini karnına koydu. Bebeğin varlığı, kocasından kalan son hediye gibiydi. Acının içindeki sevgi, yası ve umudu birbirine doluyordu. Kadın o an anladı: Sevgi, ölümle bitmeyen bir bağdır. Ve bazen, en büyük kayıplar en güçlü başlangıçlara dönüşebilir. Derin bir nefes aldı, mezarın başından doğruldu. Rüzgâr usulca saçlarını savururken, yeniden doğacak bir hayatın kapısı aralanmıştı. Sevgi, yine yolunu bulmuştu.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.