fırtınada mahsur kalan
Kapı kapandığında rüzgârın uğultusu dışarıda kaldı. İçeri girer girmez adamların omuzları çöktü; sanki sadece soğuk değil, yük de bırakmışlardı. Önce sıcak bir çorba koydum önlerine. Mercimek… Lokantamın en sade ama en samimi yemeği. Kimse acele etmedi. Kaşık sesleri, fırtınanın yerini aldı. O gece elektrikler kesildi. Karanlıkta kalınca panik olmadı; biri kamyonundan el feneri getirdi, diğeri termosundan çay çıkardı. Mumlar yakıldı. Lokanta bir anda sığınak oldu. Sabah uyandığımızda kapı tamamen karla kapanmıştı. Kamyonların yarısı kara gömülmüştü. Telefonlar çekmiyordu. Kasabayla bağlantımız kopmuştu. İkinci gün de geçti. Birlikte temizlik yaptık, yemek pişirdik, sobayı yaktık. Kimse yabancı değildi artık. Üçüncü gün fırtına dindiğinde kapıyı açabildik. Kamyoncular yola çıkmaya hazırlanırken biri sessizce masaya bir zarf bıraktı. İçinde para yoktu. Bir liste vardı. Kasabaya dönünce yapılacaklar yazıyordu: Lokantanın tadilatı Kışlık erzak Çocuklar için kitap yardımı Bir hafta sonra kasaba halkı kamyonlarla geri döndüklerini gördü. Ama bu kez yükleri iyilikti. O gün anladım: Ben sadece kapıyı açmıştım. Gerisini insanlık yapmıştı.
