Bir doktor, eski kız arkadaşının zor doğumuna yardım ediyor
— Sen mi?.. — diye fısıldadı zorlukla. — Sen benim doktorum musun? Adam dişlerini sıktı, başını salladı ve tek kelime etmeden yatağı ameliyathaneye doğru çevirdi. Doğum sancıları zorluydu. Tansiyon düştü, bebeğin kalp atışları yavaşladı. Talimatlar verdi, ekibi yönlendirdi, içten içe parçalanmış hissetse de sakinliğini korudu. Aklında tek bir düşünce yankılanıyordu: “Neden o? Neden şimdi?” — Bu… benim çocuğum mu? — ondan kaçtı. — Ne saçmalık… — kadın arkasını döndü ama sesi titriyordu. Battaniyenin köşesini kaldırdı ve donakaldı. Bebeğin minik omzunda bir doğum lekesi vardı. Tıpkı kendiki gibi. Aynı noktada. — Tanrım… — sesi titredi. — Benim doğum lekem onda. Bu benim oğlum mu? Elleriyle yüzünü kapattı. Omuzları titredi. Ve sonunda, zar zor duyulabilecek bir sesle fısıldadı: — Evet. Bu senin çocuğun. — Neden sessiz kaldın? Neden öylece ortadan kayboldun? — yumuşak bir sesle konuştu ama her kelimesinde acı vardı. Yaşlarla dolu gözlerini kaldırdı. — Gitmeden hemen önce hamile olduğumu öğrendim. Senin için tıbbın her zaman önce geldiğini biliyordum. Kariyer, bilimsel makaleler, ameliyatlar… Bir çocuk senin için bir engel olurdu. Korkmuştum. Seni geride tutmaktansa ortadan kaybolmanın daha iyi olduğuna karar verdim. Dikkatlice yatağına yaklaştı, elini tuttu ve sıkıca tuttu. — Senin için her şeyden vazgeçerdim. Kariyer, mevki… çünkü hiçbir şey bu andan daha önemli değil. Hiçbir şey senden daha önemli değil. Ve küçük kız, gelişinin hem geçmişlerini hem de geleceklerini değiştirdiğinin farkında değilmiş gibi sessizce uykuya daldı.

