O gün kalbim deli gibi atıyordu. Senelerdir hissetmediğim heyecanı tekrar yaşıyordum. Kulübeye vardığımda, o çok özlediğim gözlerle karşılaştım. Sanki seneler geri sarılmış gibiydi. Eskiden köy düğünlerinde bana gülümseyen, ama bir türlü kaderin bir araya getirmediği o adam karşımdaydı.

Bir vakit sessiz sedasız baktık birbirimize. Sonra gülümsedi. “Yıllar seni hiç değiştirmemiş,” dedi. Oysa ben değişmiştim — yorgundum, kırgındım, ama içimde hâlâ sevgiye aç bir bayan vardı.

Konuşmaya başladık. Saatler nasıl geçti anlamadım. Kalbimdeki kırık yerlerden içeri bir sıcaklık doldu. Ancak aynı vakitte içimde bir suçluluk da vardı. Her ne kadar eşimle aram kötü olsa da, hâlâ evliydim. Çocuklarım vardı. Bu fikir bir an bile aklımdan çıkmadı.

O gün, vedalaşırken elimi tuttu. “Keşke o vakit seni kaybetmeseydim,” dedi. O an içimden bir şeyler koptu. Eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. Kalbim ikiye bölünmüştü: bir beraberinde geçmişin sevgisi, başka beraberinde bugünün sorumlulukları.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.