Balıkçı Çamurdan Garip Bir Nesne Çıkardı

Tuzlu suyun genzimi yakan kokusu ve fırtınanın ardından gelen o tekinsiz sessizlik, içimdeki huzursuzluğu daha da körüklüyordu. Adım Deniz, hayatımı suyun altındaki bilinmezlikleri belgelemeye adamış bir deniz biyoloğuyum. Ancak o sabah, kıyıda durmuş balıkçının çamurlu ellerinde tuttuğu o metal yığınına bakarken, mesleki merakımın çok ötesinde bir dehşet ve hayranlık hissiyle sarsıldım. Kaskımı deniz suyuyla hoyratça duruladığımda, camın ardındaki küçük dijital ekranın zayıf bir ışıkla göz kırptığını gördüm. Cihaz yaşıyordu. Kayıtları izlemek için sahil güvenlik kulübesine sığındığımızda, dışarıdaki rüzgar hâlâ pencereleri dövüyordu. Görüntüler başladığında nefesimi tuttum. Kask, fırtınanın yarattığı devasa dip akıntısıyla kumların arasına gömülürken, kamera o ana kadar kimsenin görmediği bir derinliğe hapsolmuştu. Kumlar, dev bir el tarafından süpürülür gibi kenara çekildiğinde, ekranın köşesinde keskin hatlı bir gölge belirdi. Önce bunun bir gemi enkazı olduğunu sandım. Ancak görüntü netleştikçe, karşımıza çıkan şeyin insan eliyle yapılmış, devasa bir mimari yapı olduğunu anladım. Kusursuzca yontulmuş mermer bloklar, yosun tutmamış bembeyaz sütun başlıkları ve kumun altından bir devin uyanışı gibi yükselen o devasa kapı… Balıkçı yaşlı elleriyle masaya tutundu, “Bu imkansız Deniz kızım, orada sadece boş kumluk vardır,” diye fısıldadı. Ama yanılıyordu. Kameranın son saniyelerinde, kum örtüsü tamamen çekildiğinde kapının üzerindeki o detay ortaya çıktı: Güneşi ve ayı kucaklayan bir mühür. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Hiç vakit kaybetmeden dalış takımlarımı kuşandım. Balıkçı beni durdurmaya çalıştı, “Deniz hırçın, gitme!” dedi ama nafileydi. O kaskın bana gösterdiği şeyi kendi gözlerimle görmeliydim. Suya girdiğim an, fırtına sonrası bulanıklık görüşümü kısıtlıyordu. Ciğerlerime çektiğim her nefes, suyun altındaki o sessiz çağrıyla birleşiyordu. Kameradaki koordinatları takip ederek aşağıya, karanlığın kalbine doğru süzüldüm. Derinlere indikçe basınç arttı, kulaklarımdaki uğultu yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Ve işte oradaydı devamı icin sonrki syfaya gecinz…

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.