Erkek arkadaşım
Erkek arkadaşım, tanıştıktan sadece üç ay sonra bana evlenme teklif etti. Nedenini öğrenene kadar hayatımın en mutlu anlarından biri olduğunu sanıyordum.
Üç ay önce Emre’yle bir kahve dükkânında tanıştım. İkimiz de aynı kitaba uzandık ve gülüştük. O andan sonra her şey bir kasırga gibiydi: yıldızların altında yenilen akşam yemekleri, sürpriz hafta sonu kaçamakları ve sabaha kadar süren sohbetler. Çok kısa sürede ona âşık oldum.
Emre, tanıştığımız o kahve dükkânında bana evlenme teklif ettiğinde hiç düşünmeden “evet” dedim. Küçük ve samimi bir düğün için hemen tarih belirledik. Günler hızla geçti ve çok geçmeden düğün öncesi partimizin gecesi geldi.
Gecenin ortasında Emre’nin kız kardeşi Elif beni kenara çekti. Gözleri parlayarak, “Peki, bizim biraz çılgın ailemizin bir parçası olmak nasıl bir his?” diye sordu.
Gülümseyerek, “Harika,” dedim. “Emre’yle tanıştığım için kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum.”
Elif güldü ama ifadesi hafifçe değişti. “Gerçekten çok şanslısın,” dedi. “İkinizin bunu nasıl başardığına hâlâ inanamıyorum. Bu performansınız için Oscar’ı hak ediyorsunuz,” diyerek içeceğinden bir yudum aldı.
Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
Elif’in gözleri bir anda büyüdü, rengi attı. “Dur… bilmiyor muydun?” diye kekeledi. “Ben… ben senin de işin içinde olduğunu sanmıştım.”
İçimi buz gibi bir korku kapladı. “Neyin içindeyim?” dedim.
Elif etrafına bakındı, sesini alçalttı…
Elif etrafına bakındı, sesini daha da alçalttı. “Emre sana her şeyi anlatmadı,” dedi. “Bu evlilik… planlıydı.”
Dizlerimin bağı çözüldü. “Nasıl yani?” diye fısıldadım. Müzik hâlâ çalıyor, insanlar gülüyor, kadehler tokuşturuyordu ama ben sanki cam bir fanusun içine hapsolmuştum.
Elif derin bir nefes aldı. “Emre’nin babası iki yıl önce öldü,” dedi. “Ve ardında büyük bir miras bıraktı. Ama bir şartla.”
Kalbim göğsümü yumrukluyordu. “Ne şartı?”
“Elif,” diye bir ses duyuldu arkamızdan. Emre’ydi. Yüzünde o tanıdık, sakin gülümseme vardı ama gözleri huzursuzdu. “Ne yapıyorsun?”
Elif bana baktı, sonra kardeşine. “Geç kaldın,” dedi. “Artık bilmeli.”
Emre’nin yüzü soldu. Müzik bir anda çok daha yüksek geldi kulağıma. “Anlatayım,” dedi, beni dans pistinin dışına doğru yönlendirerek. Elif arkamızdan bakakaldı.
Sessiz bir köşeye geçtiğimizde elimi tuttu. Dokunuşu her zamanki gibi sıcak değildi. “Sana yalan söylemek istemedim,” dedi. “Sadece… doğru zamanı bekledim.”
“Ne doğru zamanı?” dedim, sesim titriyordu. “Hayatım mı bir zamanlama meselesi senin için?”
Gözlerini kaçırdı. “Babamın vasiyetinde bir madde var. Otuz beş yaşıma kadar evlenmezsem miras aile vakfına devredilecek. Ben otuz dört buçuğum.”
Sözleri beynimde yankılandı. “Yani… benimle evlenme sebebin bu mu?”
“Hayır!” diye atıldı hemen. “Seni seviyorum. Gerçekten seviyorum.”
Güldüm. Acı bir kahkahaydı. “Üç ayda mı? Yoksa üç ayda ayarlayabildiğin için mi?”
Sessizlik çöktü aramıza. O an cevap vermemesi, vereceği tüm cevaplardan daha ağırdı.
“Peki kahve dükkânı?” diye sordum. “Kitap meselesi? Tesadüf müydü?”
Emre gözlerini kapadı. “Hayır,” dedi kısık bir sesle. “O dükkâna senin sık gittiğini biliyordum. Aynı kitabı özellikle seçtim.”
Kalbim paramparça oldu ama aynı anda tuhaf bir berraklık hissettim. Her şey yerine oturuyordu: aşırı romantik jestler, acele edilen planlar, sürekli “kader” vurgusu. Kader değildi. Stratejiydi.
“Beni seçtin çünkü uygundum,” dedim. “Çünkü yalnızdım, romantiktim ve hızlı bağlanıyordum.”
“Başta öyleydi,” dedi. “Ama sonra gerçek oldu. Sana âşık oldum.”
Elimi bıraktım. “Aşk, gerçeği saklayarak inşa edilmez,” dedim.
O an Elif yeniden yanımıza geldi. “Her şeyi anlattın mı?” diye sordu Emre’ye.
“Evet,” dedi Emre devamı icin digr syfaya gecinz…Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz..

