Bir motorcu, lokantada
Motorcu sesini yükseltti. “Sana söylemiştim, benim yerimdesin, ihtiyar. Seni zorlamadan önce çekil.” Yaşlı adam yorgun bakışlarla başını kaldırdı. “Oğlum, senin hayal bile edemeyeceğin dehşetlerden sağ çıktım. Ama bu koltuğa oturmaya bu kadar kararlıysan, buyur.” Yaşlı adamın yanağına bir tokat indi. Şapkası yere düştü, kahvesi döküldü. Garson kız boğuk bir çığlık attı; bir anne çocuğunun gözlerini kapattı. Motorcu kıkırdadı, “Olduğun yerde kalmalıydın asker.” Odaya ağır bir sessizlik çöktü; kimse tepki vermedi. Gazi cevap vermedi. Eğildi, şapkasını aldı, kolunu sildi ve garson kıza mırıldandı, “Bana ankesörlü telefonu verebilir misin? Oğlumla iletişime geçmem gerekiyor.” Sakin ve ölçülü bir ses tonuyla numarayı çevirdi. Sonra bakışları pencerede kaybolmuş bir şekilde bekledi. Sonraki dakikalarda neler olacağını kimse tahmin edemezdi. Dakikalar yavaşça geçti, havada artan bir gerginlik vardı. Motorcu, kendinden emin bir şekilde bir tepki, bir zayıflık belirtisi bekledi ama hiçbir şey olmadı. Gazi, bakışları boşluğa dikilmiş, hareketsiz bir şekilde orada kaldı. Sonra, aniden, lokantanın kapısı bu sefer daha güçlü bir şekilde tekrar açıldı. Siyah deri ceketli uzun boylu bir adam içeri girdi. Kırlaşmış saçları, yılların izlerini taşıyan yüzü doğal bir otorite yayıyordu. Botları yere sertçe vurarak motorcuya doğru yürüdü. Tek kelime etmeden deri bir cüzdan çıkarıp genç adamın gözlerinin önüne koydu. İçinde bir başçavuş plaketi parlıyordu. Motorcu nutku tutulmuş bir şekilde kalakaldı. Adam ona soğuk bir bakış attı ve kararlı bir sesle, “Bu gaziyle sert oynamak mı istiyorsun? Yalnız olmadığını bil.” dedi. Sonra bakışlarını yaşlı adama çevirdi ve ona güven verici bir gülümsemeyle baktı. “Bu asker, genç adam, benim gibi adamları eğitti. Ve size bir şeyi hatırlatmak için buradayım: Saygı kazanılır, çalınmaz.” Motorcu, aniden şüpheyle dolup taşarken, tüm oda nefesini tutmuş bir şekilde bir adım geri çekildi.

