62 yaşında bir evsizler barınağında kalacağımı hiç hayal etmezdim
“Peki neden şimdi?” diye sordum. “Neden buraya geldin?”
“Çünkü seni bulmam haftalar sürdü,” dedi. “Ve çünkü bu iş burada bitmemeli.”
Ertesi gün birlikte bir avukatın kapısını çaldık. Lale’ye ihtarname gönderildi. Başta inkâr etti, sonra öfkelendi, sonra sustu. Mahkeme süreci aylar sürdü. Ben o süre boyunca sığınakta kaldım. Ama artık yalnız değildim. Kemal her hafta geliyordu. Bazen sadece çay içip susuyorduk. Bazen Murat’tan konuşuyorduk.
Mahkeme günü geldiğinde, salon nefes kesici bir sessizlik içindeydi. Hakim belgeleri tek tek inceledi. Sonunda başını kaldırıp kararını açıkladı: Satıştan elde edilen paranın tamamı bana aitti. Lale, haksız kazançtan sorumluydu.
O an içimde bir şey çözüldü. Bu sadece para değildi. Bu, görülmek, hatırlanmak, değerli olmaktı.
Aylar sonra küçük, güneş alan bir eve taşındım. Bahçesinde bir ceviz ağacı vardı. Sabahları kuş sesleriyle uyanıyordum. Kemal sık sık uğruyordu. Bir gün, bahçede otururken bana baktı ve şöyle dedi:
“Hayat bazen her şeyini alır gibi yapar,” dedi. “Ama aslında seni kendine geri verir.”
O an anladım. Bu hikâye kaybedilmekle başlamıştı ama bulunmakla bitmişti. Atmış iki yaşında, bir sığınakta başlayan bu yolculuk, bana şunu öğretmişti: İnsan, en karanlık anda bile hâlâ kendi hayatının sahibidir.
Ve ben… artık evsiz değildim. Sadece geçici olarak yanlış bir yerdeydim.
