40 yaşında kızım Sude’yi dünyaya getirdim
40 yaşında kızım Sude’yi dünyaya getirdim. Mucize bebeğim, tek çocuğum. Otuz sekiz yaşındayken ilk bebeğimi bekliyordum ama onu doğumda kaybettim. Elim hâlâ titriyor Sude’nin yüzüne bakarken. Kırk yaşında doğum yaptığımı söylediğimde insanlar önce şaşırıyor, sonra “Ne büyük mucize” diyor. Ama bu mucizenin ardında ne kadar sessiz çığlık, ne kadar uykusuz gece, ne kadar yarım kalmış dua olduğunu kimse bilmiyor. Sude benim tek çocuğum. Ama ondan önce, kalbimde doğup dünyaya tutunamayan bir bebeğim daha vardı. Otuz sekiz yaşındaydım. Hayatım boyunca “anne olmak” fikrini hep ertelemiştim. Önce iş, sonra düzen, sonra doğru zaman… Derken bir sabah aynaya baktım; gözlerimin kenarındaki çizgiler bana şunu fısıldıyordu: Zaman sandığın kadar cömert değil. Hamile olduğumu öğrendiğim gün içimde bir kapı açıldı. Yıllardır karanlık kalmış bir odaya ışık dolmuş gibiydi. Karnımı tutarak yürürken sokaktaki sesleri, kokuları bile farklı hissediyordum. Hayat ilk kez gerçekten bana aitmiş gibi geliyordu. Doğum günü yaklaştıkça korkularım da büyüdü. Ya geç kaldıysam? Ya bedenim bu mucizeyi taşıyacak kadar güçlü değilse? Ama doktorlar umutluydu. “Her şey yolunda,” dediler. Ben de inandım. İnanmak istedim. Sonra o gece geldi. Doğum sancıları başladığında kalbim deli gibi atıyordu. Hastanenin parlak ışıkları, koşuşturan ayak sesleri, yüzüme eğilen maskeli insanlar… Ve bir anda zaman durdu. O anı kelimelere dökmek hâlâ zor. Bir sessizlik oldu. Ardından gözlerime bakamayan bir doktor. Sonra tek bir cümle: “Başınız sağ olsun.” O an içimde bir şey koptu. Sanki kalbim bedenimden ayrıldı. Doğum yaptım ama kucağım boştu. Anneydim ama çocuğum yoktu. Odaya döndüğümde yan yatakta bir bebek ağlıyordu. Benimkisi ağlamıyordu…AyrıntıIar diğer syfada

