Yedi yaşındaki kızım annesinin evinden döndüğündee
Küçük bir kız yalvarıyordu: “Lütfen anneciğim, saçımı kesme!” — Ta ki milyoner babası eve gelene kadar. Görünüşlerin fazlası vakit aldatıcı bulunduğu bir dünyada, Carter ailesi istek edilebilecek her şeye sahipmiş gibi görünüyordu: lüks bir ev, parlak arabalar ve emlak aleminde saygı duyulan milyoner bir baba, Jonathan. Karısı Claudia, her bireyin gözünde zarafetin ve kusursuzliğin simgesiydi. Fakat malikanenin altın duvarlarının ardında çok daha karanlık bir gerçeklik yatıyordu. Altı yaşındaki Sophie, korku ve teslimiyetin her yerde hissedildiği bir ortamda büyümüştü. Üvey annesi Claudia, çocuğu genelde yalnızken soğuk bir zulümle manipüle ediyor ve istismar ediyordu. Sophie, ister “kusursuz olmamakla” suçlansın, ister ufak sorunları yüzünden acımasızca cezalandırılsın, ağzını kapalı tutmayı öğrenmişti. Her akşam, kızının çektiği acılardan habersiz Jonathan’ın dönüşünü endişeyle bekliyordu. Jonathan, “Bugün annenle iyi geçindin mi?” diye soruyordu. O gün, Sophie sessiz sedasız oynarken Claudia hiddetden deliye dönmüştü. Bir kez daha azarladıktan sonra, Sophie’yi sertçe yakalayıp bahçeye sürükledi ve saçlarını makasla kesmeye çalıştı. Devamı snraki syfada..

