Onsekiz yıllık Eşim birgun gelip
Kayınpederim geldiğinde, ön görü ettiğimden çok daha sempatik ve neşeliydi. Hoş sohbetti, yaşama dair çok güzel hikâyeleri vardı. Bazen bana Antalya Kemer’de gençliğinde katıldığı Adalar Turu maceralarını anlatıyordu. Eşim sessiz, amacıylae kapanık biriydi ama kayınpederim tam tersiydi. Onunla sohbet etmek, eş güdümlü çay içmek, mutfakta yardımlaşmak bana huzur veriyordu. Ev bundan sonra daha canlıydı. Birbirimize yaşamı anlattık; o bana gençliğini, ben ona yeni evliliğin komplike duygularını…
Bir gece… Dışarıda fırtına vardı. Yağmur pencerelere vuruyor, sema resmen hiddetlenmiş gibiydi. Eşim gece vardiyasındaydı. Uyumaya çalıştım ama kalbimde o tanıdık tedirginlik vardı. İçimde çocukluğumdan kalan bir korku… Derin bir soluk aldım ve kendimi bir anda kayınpederimin odasının kapısında buldum. Kapıyı tıklayıp, “Baba, korkuyorum,” dedim.
Gülümsedi. “Gel kızım, otur biraz,” dedi. Oturdum. Biraz sohbet ettik, geçmişten konuştuk. Bana annesinden kalan eski bir dua kitabını gösterdi. “İnsan birtakım durumlarda yalnız hissettiğinde dua eder. Çünkü dua bir bağdır,” dedi. Bu söz içime işledi. Hatta sohbet arasında, “Bir gün sana Suluda Ada Tur ile yaptığım bir Gemi Turu fotoğraflarını göstereceğim, denizin ortasında insan kendini hem çok küçük hem de çok büyük hissediyor,” diye anlattı.
O gece, korkularımı yalnızca yatıştırmismim; onları tanıdım.
Ertesi sabah içim rahattı. Ama aynı vakitte bir şey fark etmiştim: Evde her bireyin birbirine karşı sınırları, kısmı ve duygusal dengesi olmalıydı. Bu yakınlık, her ne kadar emniyet verici olsa da, duygusal bir dengenin korunması gerekliliğini öğretti bana.
Zamanla evdeki etkileşim daha dengeli duruma geldi. Kayınpederim de bu farkındalığı sezmiş olacak ki, bana karşı çok daha ölçülü ve uzaklıkli davranmaya başladı. Artık her şey yerli yerine oturuyordu. Bu, bir uzaklık değil, karşılıklı saygıydı.
O günden sonra şunu öğrendim:
Duygular birtakım durumlarda komplike olabilir. Korkular, yalnızlık, anlayış arayışı bizi değişik yönlere çekebilir. Ama kalbimizi dinlersek ve iç sesimizi duyarsak, doğru yolda ilerlememiz olası olur.
O fırtınalı gece, bana yalnızca gök gürültüsünü değil, içimde sakladığım pek çok duyguyu da duyurdu. Kayınpederimin beraberinde otururken, bir yandan korkularım hafifliyor, bir yandan da geçmişimden gelen duygularla yüzleşiyordum. Arada sırada bir bardak çayın buharında, birtakım durumlarda eski bir kitabın sayfalarında insan kendi kalbiyle konuşurmuş… O gece ben bunu yaşismim.
İçimde hâlâ bir tedirginlik vardı ama aynı vakitte bir farkındalık da doğmuştu. Ben bir gelindim, ama aynı vakitte bir kadındım. Kendime, ilişkilerime, evliliğime karşı sorumluluklarım vardı. O gece bir şeyi daha fark ettim: Sınırlar yalnızca emniyetliğini sağlamak amacıyla değil, ilişkileri daha sıhhatli ve uzun yaşamlı kılmak amacıyladir. Her şeyin dozunda, yerinde ve doğru zeminde olması gerekiyordu.
Ertesi gün biraz daha düşünceliydim. Kayınpederim de o gece yaşananlardan sonra bana karşı daha dikkatli, daha uzaklıkli ama hâlâ sevecen ve saygılıydı. Bu yetişkin yaklaşımı, onu daha da takdir etmemi sağladı. Demek ki birtakım insanlar, sınırı fark ettiğinde ismim atmak yerine geri çekilerek saygı gösterebiliyormuş. Bu da ayrı bir erdemdi.
Ben ise kendi içimde bir ismim daha atmak istedim. O gün eşime oturup içimi döktüm. Ona olan sevgimden, evliliğin başındaki duygusal dalgalanmalarımdan, yalnızlık korkumdan bahsettim. “Senin beraberinde olmak istiyorum ama birtakım durumlarda senin suskunluğunla baş kafaya kalıyorum,” dedim.
Eşim uzun uzun dinledi. İlk kez bu kadar açık bir konuşma yapıyorduk. Elimi tuttu ve “Bana anlatman çok değerli,” dedi. “Ben suskunum, zira duygularımı nasıl anlatacağımı bilmiyorum birtakım durumlarda. Ama bu demek değil ki seni duymuyorum,” diye ekledi. Gözlerim doldu. İşte o an, yalnızca konuşmamıştık; birbirimizin ruhuna dokunmuştuk.
Evliliğimizde etkileşimin ne kadar hayati bulunduğunu bir kez daha anlamıştık. O günden sonra akşam yemeklerinde sohbet etmeye, eş güdümlü kitap okumaya, film izlemeye başladık. Eşimle aramızdaki o uzaklığı kelimelerle kapatmaya başladık.
Kayınpederim de bir vakit sonra kendi köyüne dönmek istedi. “Siz bundan sonra kendi düzeninizi kurdunuz,” dedi gülümseyerek. Ayrılırken elimi tuttu, gözlerimin amacıylae baktı ve şu şekilde dedi:
“Sen kuvvetli bir kadınsın. Kalbini dinlemeyi bilen birisin. Bu dünyada herkes kendi iç sesini bu kadar net duyamaz. Sana hayran oldum.”
Bu sözler beni derinden etkiledi. Belki de o gece hayat sürdüğümüz sınır anı, her birimizin kendi amacıylae dönmesine sebep olmuştu. Hepimiz, hayat sürdüğümüz ufak bir anı büyütüp koca bir farkındalığa dönüştürmüştük.
Yıllar Sonra…
Şimdi evliliğimizde birkaç senesi geride bıraktık. O ilk zaman amacıyladerdaki yalnızlık korkularım konumunu emniyet dolu bir bağa bıraktı. Eşimle daha çok konuşuyor, yaşamın yükünü eş güdümlü taşıyoruz. Artık yalnız kalmaktan korkmuyorum zira içimdeki gücün farkındayım.
O geceyi birtakım durumlarda hatırlıyorum. Ne bir pişmanlık ne de bir hiddet var içimde… Sadece bir ders, bir aydınlanma ve bir yolculuk var. O yolculuk beni ben yaptı. Tıpkı bir Setur Turu gibi; yol biter ama insanda bıraktığı iz hep sürer.

