Andrey İvanoviç köprüde durmuş, nemli rüzgâra gözlerini kısarak bakıyordu. Dalgalar geminin yanlarına çarpıyor, sanki onu rotasından çıkarmaya çalışıyordu.
Uzun vakittir bu tür şafaklara, gri gökyüzüne, keskin gözlere, tuzlu sise ve ıslak demir kokusuna alışmıştı. Ekip sessiz sedasız çalışıyor, herkes kendi işini yapıyordu. Gün her vakitte gibi başlamış gibiydi.
Ama birkaç dakika sonra her şey değişti. Dalgaların arasında yavaşça hareket eden koyu bir lekeyi ilk fark eden Mikhail oldu. Alnını koluyla sildi ve boğuk bir sesle, “Kaptan!” diye bağırdı. Suda bir şey vardı, torbaya benziyordu.
Andrey dürbünü gözlerine kaldırdı. Yüreği sızladı. Bu bir çuval ya da varil değildi.
Canlıydı. Zıpkını indirin. Ağı hazırlayın. Devamı snraki syfada..

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.