Eşini Okutmak İçin İki İşte Çalıştı: Mezuniyette Boşanma Belgeleriyle Karşılaştı
Öfkeliydim.
Kırgındım.
Ama içimde hâlâ cevaplanmamış sorular vardı.
Ertesi sabah telefonum çaldı.
Arayan Barış’tı.
Bir süre telefonu açmaya cesaret edemedim.
Sonunda cevap verdim.
“Ne istiyorsun?”
Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Barış’ın ağlamaklı sesi duyuldu.
“Özür dilemek istiyorum.”
“Bunca yıl senin için çalıştım. Eğitimimi bıraktım. Hayallerimden vazgeçtim. Bana bunu nasıl yapabildin?”
“Yapmak zorunda olduğumu düşündüm.”
“Hayır,” dedim. “Bunu yapmak zorunda değildin. Bana gerçeği anlatabilirdin.”
Haklıydım.
Barış da bunu biliyordu.
Babasının tehditlerini, borçlarını ve kendisine yapılan baskıyı anlattı.
Sonra en çok canımı acıtan şeyi söyledi.
“Senin benim yüzümden daha fazla hayatını kaybetmeni istemedim.”
“Benim hayatımı sen kaybettirmedin,” dedim. “Ben kendi seçimlerimi yaptım. Ama artık bundan sonra benim yerime karar verme.”
Uzun süre sessiz kaldı.
“Beni affedebilir misin?”
Bu sorunun cevabını o gün veremedim.
Çünkü sevgi hâlâ vardı ama sevginin yanında yılların kırgınlığı da duruyordu.
Bir süre ayrı kaldık.
Barış babasının baskısından kurtulmak için hukuki yollarla mücadele etti. Borçların kendisine ait olmayan kısmını kabul etmedi. Ben ise ilk kez kendi hayatımı düşünmeye başladım.
Yıllar önce bıraktığım eğitimime geri dönmeye karar verdim.
İlk gün okula giderken korkuyordum.
Ama aynı zamanda garip bir huzur hissediyordum.
Çünkü ilk kez bir başkasının geleceğini değil, kendi geleceğimi inşa ediyordum.
Barış da bu süreçte değişti.
Bana artık sözler vermek yerine davranışlarıyla güvenimi yeniden kazanmaya çalıştı.
Aylar sonra küçük bir kafede yeniden buluştuk.
Önüme bir dosya koydu.
İçinde boşanma belgeleri değil, kendi yazdığı bir mektup vardı.
“Sen benim doktor olmamı sağladın,” diye yazmıştı. “Ama ben senin hayallerini yarıda bırakarak bunun bedelini ödetmemeliydim.”
Mektubu okurken ağladım.
Sonra ona baktım.
“Beni seviyorsan, bundan sonra benim de kendi hayatımı kurmama izin ver.”
“Vereceğim,” dedi.
Barış’la yeniden birlikte olup olmayacağımızı hemen kararlaştırmadık.
Önce birbirimizi yeniden tanımayı seçtik.
Çünkü bazı evlilikler sadece sevgiyle ayakta kalmıyordu. Güven, dürüstlük ve karşılıklı fedakârlık gerekiyordu.
Aradan iki yıl geçti.
Ben eğitimimi tamamladım ve yıllar önce bıraktığım mesleğe geri döndüm.
Barış ise kendi kliniğini açtı.
Bir akşam kliniğinin önünde buluştuk.
Bana baktı ve gülümsedi.
“Biliyor musun?” dedi. “Eskiden doktor olduğum gün hayatımın tamamlanacağını sanıyordum.”
“Şimdi ne düşünüyorsun?”
“İnsan, kendisini seven kişinin hayatını feda etmesini başarı sanmamalı.”
Elimi tuttu.
Bu kez ben de elini tuttum.
Ama ona bir şartım vardı.
“Bir daha benim için hayatından vazgeçme. Ben de senin için vazgeçmeyeceğim.”
Gülümsedi.
“Anlaştık.”
O gün evimize birlikte döndük.
Yıllar önce hayalini kurduğumuz hayatın aynısını yaşamıyorduk.
Çünkü artık ikimiz de değişmiştik.
Ama belki de gerçek mutluluk buydu.
Bir insanı sevmek, onun uğruna kendini yok etmek değil; onun yanında kendi hayatını da koruyabilmekti.
Ben Barış’ın doktor olmasına yardım etmiştim.
Fakat yıllar sonra asıl kazandığım şeyin, onun hayatını kurtarmak değil, kendi hayatımı yeniden kurmayı öğrenmek olduğunu anladım.