Dul Babam Kendisinden 36 Yaş Küçük Bir Kadınla Evlendi — Cenazesinde Kader Onun İçin Hiç Beklemediği Bir Hesap Hazırlamıştı
Dul Babam Kendisinden 36 Yaş Küçük Bir Kadınla Evlendi — Cenazesinde Kader Onun İçin Hiç Beklemediği Bir Hesap Hazırlamıştı
Benim adım Nermin ve babam, annemin cenazesinden sadece sekiz ay sonra benden daha genç bir kadınla evlendiğinde otuz dört yaşındaydım.
Aslı, babamdan otuz altı yaş küçüktü. Bir spor salonunda tanışmışlardı. Sürekli pahalı kıyafetler giyer, misafirlerin önünde babama “canım eşim” diye hitap ederdi. Onu her gördüğümde içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluşuyordu.
Ona alışmaya çalıştım. Ama ağabeyim en başından beri buna karşı çıktı. Aslı odadan çıkar çıkmaz onun hakkında düşündüklerini hiç çekinmeden dile getirirdi.
Altı yıl boyunca çocukluğumuzun geçtiği evi baştan sona değiştirmesini izledik. Babamı, yıllarca emek vererek yaptığı göl kenarındaki yazlığını satmaya ikna edişini izledik. Babam hastanede son günlerini yaşarken ben elini tutuyor, ağabeyim koridorda çaresizce bekliyordu. Aslı ise başucunda oturmuş, telefonundan gözünü bile ayırmıyordu.
Salı sabahı, biz yetişemeden babam sessizce hayata gözlerini yumdu.
Cenazenin tüm hazırlıklarını Aslı üstlendi. Herkese bunun babamın son arzusu olduğunu söyledi. Ama seçtiği ne çiçekler, ne çalınan müzikler, ne de tabutun yanındaki fotoğraf babamı gerçekten yansıtıyordu.
Üzerinde siyah, gösterişli bir elbise vardı. En ön sırada oturuyor, elindeki mendille gözlerini siliyor gibi yapıyordu. Ama o mendile tek bir damla gözyaşı bile düşmüyordu.
Ben ve ağabeyim iki sıra arkada sessizce otururken, aile dostlarımızın bakışları sürekli bizimle Aslı arasında gidip geliyordu.
Tam tören devam ederken cenaze görevlisi ağır adımlarla yanına yaklaştı ve kulağına birkaç kelime fısıldadı.
Aslı’nın yüzündeki ifadenin bir anda değiştiğini gördüm. Rengi bembeyaz kesilmişti…
O anda herkes, yıllardır saklanan gerçeğin ortaya çıkmak üzere olduğundan habersizdi..

Babamın cenazesinde ilk kez Aslı’nın gerçekten korktuğunu gördüm.

Az önceye kadar dimdik oturan kadın, cenaze görevlisinin kulağına fısıldadığı sözlerden sonra titremeye başlamıştı. Elindeki mendili sımsıkı sıkıyor, dudaklarını birbirine bastırıyordu. Ağabeyim de bunu fark etmişti.

“Bunu gördün mü?” diye fısıldadı.

Sessizce başımı salladım.

Cenaze töreni bittikten sonra herkes taziyelerini iletmek için sıraya girdi. Aslı ise bir anda ortadan kayboldu. Onu bahçede, telefonuyla telaş içinde konuşurken gördüm.

“Hayır… Bunu bugün yapamazsınız… Hayır, lütfen bekleyin…” diyordu.

Beni görünce konuşmasını hemen bitirdi.

“Bir sorun mu var?” diye sordum.

Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.

“Yok, sadece yanlış anlaşılma.”

Ama bunun yanlış anlaşılma olmadığını ikimiz de biliyorduk.

Tam o sırada cenaze görevlisi yanıma geldi.

“Hanımefendi,” dedi kibarca. “Babanız, ölümünden yaklaşık iki ay önce bize özel bir zarf teslim etmişti. Bu zarfın yalnızca cenaze tamamlandıktan sonra çocuklarına verilmesini istedi.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Ağabeyim de yanımıza geldi.

Görevli mühürlü zarfı uzattı.

Üzerinde babamın el yazısıyla yalnızca şu cümle yazıyordu:

“Nermin ve oğluma…”

Arabaya geçip zarfı birlikte açtık.

İçinden bir mektup ve küçük bir anahtar çıktı.

Babam yazısına şöyle başlamıştı:

“Bu mektubu okuyorsanız artık aranızda değilim. Sizden tek isteğim, acele karar vermemeniz. İnsanların gerçek yüzü bazen zamana ihtiyaç duyar.”

Devamında öğrendiklerimiz hepimizi sessizliğe gömdü.

Babam, son iki yıldır bazı banka hesaplarından düzenli şekilde para çekildiğini fark etmişti. İlk başta bunun muhasebe hatası olduğunu düşünmüş, ancak araştırınca işlemlerin kendi elektronik imzasıyla yapıldığını görmüştü.

Oysa o işlemlerin çoğunu hiç hatırlamıyordu.

Bir gün, Aslı’nın çalışma odasında kendi imzasının bulunduğu bazı fotokopiler bulmuştu.

Şüphelenmişti.

Fakat doğrudan suçlamak yerine her şeyi belgelemeye karar vermişti.

Mektuptaki anahtarın, şehir merkezindeki özel bir kasaya ait olduğunu yazıyordu.

Ertesi sabah bankaya gittik.

Kasayı açtığımızda klasörler dolusu belge, banka dekontları, ses kayıtları ve güvenlik kamerası görüntülerinin bulunduğu bir taşınabilir disk çıktı.

Babam her şeyi tek tek toplamıştı.

Belgeler incelendikçe gerçek ortaya çıkmaya başladı.

Aslı, yıllardır babamın güvenini kullanarak bazı mal varlıklarını kendi üzerine geçirmek için belgeler hazırlamıştı. Bazılarında babam gerçekten imza atmıştı; ancak belgelerin içerikleri sonradan değiştirilmişti.

En şaşırtıcı olan ise göl kenarındaki yazlığın satışıydı.

Babam meğer satışı hiçbir zaman istememişti.

Aslı onu, geçici bir vekâletname imzaladığına inandırmıştı.

Gerçekte ise satış sözleşmesini imzalatmıştı.

Babam bunu aylar sonra öğrenmiş ama sağlığı hızla kötüleştiği için hukuki süreci tamamlayamamıştı

Mektubun sonunda ise bizi en çok etkileyen satırlar vardı.

“Eğer Aslı gerçekten beni seviyorsa, bu belgelerin hiçbir önemi olmayacak. Ama yalnızca servetimi seviyorsa, gerçek er ya da geç ortaya çıkacaktır.”

Belgeleri avukatımıza teslim ettik.

Süreç aylar sürdü.

Mahkeme, satış işlemlerinin önemli bölümünün usulsüz yapıldığına karar verdi. Bazı taşınmazlar yeniden terekeye döndü. Hesap hareketleri incelendi ve haksız şekilde aktarılan paraların büyük kısmı geri alındı.

Aslı ise bütün bu süreç boyunca kendisini mağdur gibi göstermeye çalıştı.

Televizyonlara çıkmadı, röportaj vermedi ama ortak tanıdıklara sürekli aynı cümleyi söylüyordu.

“Bana iftira atıyorlar.”

Fakat belgeler konuşuyordu.

Babamın ses kayıtlarından birinde şu cümleyi duyduk:

“İnsan sevdiği kişiden şüphe etmek istemiyor. Ama bazen gerçekleri görmek için kalbin değil, vicdanın karar vermesi gerekiyor.”

Bu kayıt mahkemede dinletildiğinde salonda derin bir sessizlik oluşmuştu.

Karar açıklandıktan sonra Aslı, babamdan kalan hiçbir mal üzerinde hak iddia edemedi.

Hakkındaki bazı işlemler ayrıca savcılığa taşındı.

Biz ise yıllar sonra ilk kez çocukluğumuzun geçtiği eve birlikte girdik.

Ev, Aslı’nın yaptırdığı gösterişli değişikliklere rağmen hâlâ babamın kokusunu taşıyordu.

Ağabeyim depoda eski takım çantasını buldu.

İçinde yıllar önce birlikte yaptığımız küçük ahşap kayık duruyordu.

Babam onu ben on yaşındayken yapmıştı.

Kayığı elime aldığımda gözyaşlarımı tutamadım.

O gün anladım ki insanın geride bıraktığı en büyük miras evler, arsalar ya da banka hesapları değildi.

Bize bıraktığı dürüstlük, emek ve doğru olanı savunma cesaretiydi.

Babam, hayattayken kurduğu planla servetini değil, adaletin yerini bulmasını sağlamıştı.

Cenazesinde herkes Aslı’nın neden bir anda bembeyaz kesildiğini merak etmişti.

Aylar sonra cevabı herkes öğrendi.

Onun korktuğu şey, babamın ölümü değildi.

Gerçeğin, sonunda kendisine yetişmiş olmasıydı.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.