Yatak Odasındaki Çekmeceye Kurulan Tuzak Evlilikte Tüm Sınırları Değiştirdi

Kerem’le birlikte hızla yukarı kata çıktık. Feryat öylesine yüksekti ki bir an gerçekten kötü bir şey olduğunu zannettim. Yatak odasının kapısını açtığımızda Selma Hanım, iç çamaşırı çekmecemin önünde dizlerinin üzerine çökmüş, iki elini yüzüne kapatmıştı. Çekmece tamamen açılmıştı ve etrafa yüzlerce rengârenk kâğıt dağılmıştı.

Kerem şaşkınlık içinde annesine koştu.
“Anne, iyi misin? Ne oldu?”

Selma Hanım titrek bir sesle çekmeceyi işaret etti.
“Bu… Bu da ne?”

Çekmecenin içine yerleştirdiğim ince plastik kutu açılmış, içindeki rengârenk biyobozunur simler ve küçük kâğıt parçaları odanın dört bir yanına saçılmıştı. Kutunun kapağına da büyük harflerle şu notu yapıştırmıştım:

“Tebrikler! Bu çekmeceyi açtığınıza göre özel alanıma izinsiz girdiğiniz kameraya kaydedildi.”

Gerçekte odada çalışan bir kamera yoktu. Sadece eski, arızalı bir güvenlik kamerasını dolabın üzerine yerleştirmiş, kızıl LED ışığını pil vasıtasıyla yakmıştım. Ama ilk bakışta gerçek gibi görünüyordu.

Selma Hanım’ın yüzünün rengi bembeyaz kesilmişti.
“Kamera mı?”

“Evet,” dedim dingin bir sesle. “Son birkaç aydır biri sürekli çekmecemi karıştırdığı için başka çözüm bulamadım.”

Kerem önce bana, sonra annesine baktı.
“Anne… Sen gerçekten çekmeceyi açtın mı?”

Selma Hanım yanıt vermedi.
Sessizlik her şeyi anlatıyordu.

Ben konuşmaya devam ettim.
“Ben sana defalarca söylemedim çünkü delilim yoktu. Ama her gelişinde çekmecemin düzeni değişiyordu. Artık bunun tesadüf olmadığını biliyordum.”

Selma Hanım sonunda savunmaya geçti.
“Ben sadece… tertipli mi diye bakıyordum.”

“İç çamaşırlarımın düzeni seni neden alakadar ediyor?”

Bu soruya verecek yanıtı yoktu.

Kerem’in yüzündeki ifade ilk kez değişmişti. İlk defa olayın büyüklüğünü gerçekten idrak ediyordu.
“Anne…”

“Ben kötü niyetle yapmadım.”

“İyi niyetle yapan biri insanların yatak odasına gizlice girmez.”

Odadaki sessizlik giderek koyulaştı.

Selma Hanım ayağa kalktı, üzerindeki simleri silkeledi.
“Beni utandırmak için plan kurmuşsun.”

“Hayır,” dedim. “Seni utandıran benim tuzağım değil. Seni utandıran kendi davranışın.”

Bu cümle onu susturdu.
Çünkü isabetli davrandığımı o da biliyordu.

O gün fazla kalmadan evden uzaklaştı.

Kapı kapanınca Kerem salona geçti.
Uzun süre tek kelime etmedi.

Sonra yavaşça bana döndü.
Önceki bölümlerde belirlediğimiz isimleri (Murat yerine Kerem, Neriman Hanım yerine Selma Hanım) ve hikayenin akışını aynen koruyarak devamını tamamladım. Doğal anlatımı sürdürürken 20 farklı kelimeyi eş anlamlıları ve alternatifleriyle yeniledim.

“Galiba sana haksızlık ettim.”
İlk kez bu cümleyi ondan duyuyordum.

“Olanları hafifimsedim.”
“Evet.”

“Annemin bunu gerçekten yaptığına inanmak istemedim.”
“İnanmamak başka, beni itham etmek başka.”

Başını öne eğdi.
Haklı olduğumu biliyordu.

Ertesi gün beni şaşırtan bir şey yaptı.
Annesini arayıp hoparlörü açtı.

“Anne.”
“Efendim oğlum.”

“Bundan sonra haber vermeden bize gelmeyeceksin.”
Karşı tarafta sessizlik hakim oldu.

“Ne demek istiyorsun?”
“Eve geldiğinde yatak odamıza girmeyeceksin.”

“Ben annenim.”
“Evet. Ama burası bizim evimiz.”

Selma Hanım sesini sertleştirdi.
“O kadın seni bana karşı kışkırtıyor.”

Kerem derin bir nefes aldı.
“Hayır anne.”
“Kendi gözümle gördüm.”
“Özel hayatımıza saygı göstermediğini de gördüm.”

Telefon sessizce kapandı.
İlk kez Kerem, annesiyle benim aramda taraf tutmuyor; doğru olanın yanında duruyordu.

Aradan birkaç hafta geçti.
Selma Hanım hiç gelmedi.

Sonra bir gün mesaj attı.
“Gelmeye müsait misiniz?”

Mesajı görünce şaşırdım.
İlk kez müsaade istiyordu.

Kerem bana baktı.
“Kararı sen ver.”

“Tamam,” dedim. “Ama bazı kaidelerle.”

Ertesi gün geldiğinde eskisi gibi doğruca koridora seğirtmedi.
Salonda oturdu.

Kalkacağı zaman bile “Yatak odasına geçebilir miyim?” diye sordu.
“Hayır,” dedim gülümseyerek.

“O zaman gerek yok.”
Konu orada kapandı.

Aylar geçtikçe ilişkimiz yavaş yavaş düzene girdi.
Eskisi kadar yakın değildik ama en azından birbirimizin hudutlarını biliyorduk.

Bir akşam Selma Hanım çay içerken bana dönüp sessizce konuştu.
“O gün çok utandım.”

Bir şey demedim.
“Aslında ilk başta meraktan başlamıştı.”
“Sonra itiyat oldu.”
“Yanlış yaptığımı kabul ediyorum.”

Bu sözleri duymayı hiç beklemiyordum.
İnsanların gerçekten başkalaşabileceğine pek inanmazdım.

Ama bazen doğru zamanda konulan net bir sınır, uzun tartışmalardan çok daha etkili olabiliyordu.
O günden sonra ne çekmeceme dokunan oldu ne de odamıza izinsiz giren.

Kerem de önemli bir ders aldı. Bir evlilikte güven, sadece büyük sorunlarda değil, küçük gibi görünen mahremiyet ihlallerinde de eşinin yanında durabilmekle korunuyordu.

Ben ise şunu öğrendim: İnsanlar sınırlarınızı siz çizmediğiniz sürece onları fark etmez. Saygı istemek kabalık değildir; aksine sağlıklı bir ilişkinin temelidir. O gün kurduğum küçük tuzak, kimseye hasar vermedi ama yıllardır çözülemeyen bir sorunu tek seferde gün yüzüne çıkardı. Bazen en güçlü ders, feryat figan etmekle değil, insanın kendi davranışıyla yüzleşmesini sağlayan sakin ama azimli bir aynayla verilir. O günden sonra evimiz gerçekten sadece ikimize ait bir sığınak oldu.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.