22 Yılımı Üçüz Kız Yeğenlerimin Geleceğine Adadım
Tüm mezuniyet salonunun gözleri üzerimizdeydi. Rektör, profesörler, öğrenciler ve aileler… Zaman sanki tamamen durmuştu. Üçü birden tam karşımda, o tozlu salonun ortasında önümde diz çöktüler. 22 yıl önce hırdavatçının üstündeki o küçük, soğuk dairede benim onların minik bedenleri karşısında çaresizce diz çöktüğüm gibi, şimdi onlar benim önümde duruyorlardı.
Ceyda elindeki yedek mikrofonu açtı. Sesi tüm salonda yankılanırken bakışlarını bir an bile gözlerimden ayırmadı:
“Bizi dünyaya getiren adam o gün o kapıdan kaçtı. Bize bakamayacak kadar korkaktı. Ama bize hayat veren, bizi büyüten, gece yarısı ateşimiz çıktığında başımızda sabahlayan adam tam şu an karşımızda duruyor. 22 yıl boyunca bizim için kendi gençliğini, hayallerini, evlilik ihtimalini, hatta gezip göreceği dünyayı feda eden; bize sadece bir amca değil, bu dünyadaki en muhteşem baba olan adama teşekkür ederiz. Sen olmasaydın Nuh Baba, biz bugün bu sahnede olamazdık.”
Salondan derin bir iç çekiş yükseldi. Ardından Alya, cüppesinin iç cebinden bu kez başka bir dosya çıkardı. Mavi bir dosyaydı bu.
“Biz altı aylıkken bir başımıza kaldığımızda bize kucak açtın,” dedi Alya, sesi gözyaşları yüzünden boğuklaşarak. “Bizim için çift vardiyalarda çalıştın, saçlarımızı örmeyi öğrendin, beslenme çantalarımıza sevgini koydun. Biz büyüdük Nuh Baba. Ve bugün, kendi ayaklarımız üzerinde durabilen yetişkin birer kadın olarak hayatımızın en önemli kararını verdik.”
Haziran dosyayı açtı ve bana doğru uzattı. Bu bir mahkeme başvurusu ve resmi soyadı değiştirme evrakıydı.
“Bizi doğuran adamın soyadını bugün bu sahnede bıraktık,” dedi Haziran dimdik durarak. “Biz bugünden itibaren resmi olarak senin kızların olmak istiyoruz. Mahkeme evrakları hazır, sadece senin imzanı bekliyor. Bizi resmi olarak evlat edinip soyadını bize verir misin? Bize sadece ‘yeğenlerim’ değil, gururla ‘kızlarım’ der misin baba?”
22 yıldır içime attığım, uykusuz gecelerde yastığıma gömdüğüm, “Acaba onlara yetebiliyor muyum?” korkusuyla geçen tüm o yılların yükü bir anda gözlerimden boşaldı. Yanaklarımdan aşağı süzülen yaşlar sakallarıma karışırken, kendimi daha fazla tutamadım ve ben de onların yanına, yere çöktüm.
Titreyen ellerimle üçünü birden kucakladım. Göğsüme bastırdığım o üç minik bebek; şimdi karşımda kendi ayakları üzerinde duran, zeki, güçlü ve sevgi dolu üç yetişkin kadındı. Onlar için kaçırdığım düğünler, gitmediğim tatiller, kurmadığım o kendi ailem… Hepsi, tam şu an kollarımın arasında duruyordu. Benim ailem zaten 22 yıl önce o kapının eşiğinde kurulmuştu.
Salondan birden bir alkış tufanı koptu. İnsanlar ayağa kalkmış, gözyaşları içinde bizi alkışlıyordu. Ama benim kulağımda sadece o üç kızın nefes alıp verişi vardı.
“Kızlarım…” dedim hıçkırıklarımın arasından, sesim ilk kez bu kadar özgür ve gururlu çıkarak. “Siz zaten benim her şeyimsiniz. Siz benim bu hayattaki en büyük zaferimsiniz.”
Dosyayı ve kalemi elimdeki titremeye engel olmaya çalışarak aldım. O kağıda adımı atarken, sadece bir belgeyi imzalamıyordum; 22 yıllık fedakarlığın, sevginin ve gerçek babalığın mühürlendiği anı yaşıyordum. O gün dizlerimin üzerine çökmüştüm ama hayatımda hiç olmadığım kadar güçlü bir şekilde ayağa kalktım.