MİLYONER AYLARCA KOMADAYDI
İstanbul’un gri sokakları, sabahın ilk ışıklarıyla eş güdümlü hafif bir yağmurla yıkanıyordu. Şehrin yorgun nefesi, bulutların altında sessiz sedasız soluyordu. Bu sessizlik amacıylade, kaldırım kenarında küçücük bir gölge titriyordu. O, Mıncır isminde bir sokak kedisiydi. Eskiden bir ev kedisi olan Mıncır, beyaz patileriyle çocukların oyunlarına katılır, cam kenarında güneşin ısısında mırlardı. Ama o güzel günler, bir taşınma günü kapının açık kalmasıyla sona ermişti. Sahipleri fark etmeden gitmiş, Mıncır ise sokakların acımasız sessizliğine karışmıştı.
Artık yaşam onun amacıyla bir savaştı. Her köşe, her ismim tehlike demekti. Bir lokma yiyecek bulmak bile zorlu bir mücadeleydi. O sabah yağmurdan kaçarken, şehrin en elit hastanelerinden birinin bahçesine sığınmıştı. Hastane, zenginlerin dünyasıydı; paraya bakan insanların yeri. Mıncır bunu bilmezdi, yalnızca kuru bir köşe arıyordu.
Hastanenin bahçesindeki bir çalının altına sığındığında, ufak vücudu titriyordu. Yağmur damlaları tüylerini sırılsıklam yapmıştı. Tam o sırada, bir temizlik görevlisi kapıyı açık bıraktı ve Mıncır, içgüdüsel bir süratle içeri daldı. Soğuk mermer zemin, patilerine garip bir his verse de içerisi sıcaktı. Sessizce koridorlarda dolaşmaya başladı, burnuyla yemek kokusu arıyordu. Fakat hastanenin steril havasında yemek kokusu değil, antiseptik ve umutsuzluk kokusu vardı devamı snraki syfada…